Cinemu - Islamic Movie Guide
Home | Register | Login | Contact

Takva Filmi Yorumu- Doç. Dr. Bilal Yorulmaz

  Mutasyona Uğramış Yeşilçam Virüsü: Takva
Takva filmi, Yeşilçam’ın din ve dindara ait eski klişelerinden uzak duran bir filmdir. Filmde ağzından salyalar akan bir şeyh ya da dindar tipine rastlanılmamaktadır. Ama film yine de dine ve dindara karşı bir tutum geliştirmektedir. Film boyunca savunulan temel tez dindar bir Müslümanın sosyal hayat içerisinde var olamayacağı, sosyal hayat içerisinde var olabilmek için dini değerlerinden taviz vermesi gerektiğidir. “Kapitalist bir sistemde Müslüman olmak, ortaçağdan kalma bir felsefeyi uygulamak olağanüstü zor, onlar açısından da böyle.”[1] diyen senarist Önder Çakar İslamiyet’in eski bir sistem olduğunu, günümüz şartlarında yaşanamayacağını açıkça ifade etmektedir.

Film İsra Suresi’nin 81. ayetine (Hak geldi, batıl zail oldu. Batıl, yok olmaya mahkumdur.) verilen meal ile başlar: “De ki değişmeyen gerçek geldi, sahte ve tutarsız olan yıkılıp gitti. Zaten sahte ve tutarsız olan er ya da geç yıkılıp gitmek zorundadır.” Film izlendiği zaman ise yıkılıp gidenin bizzat takva kavramının, dindarlığın kendisi olduğu görülmektedir. Değişmeyen gerçek ise dünya hayatıdır. Çünkü filme göre dindar, dünyaya göre şekillenmiş ama hiçbir şekilde dünyayı kendi değerlerine göre şekillendirememiştir.  Filmin açılış sekansında Takva yazısının kırılması da zaten bu kavramın filmde hedef alınacağının ilk göstergesi olmaktadır.[2]
Film dikkatli bir şekilde okunduğunda art niyetli bir çalışma olduğu görülmektedir.
Dergahta yapılan zikirden hemen sonra Muharremin rüyasında bir kadınla seviştiği sahne gelir. Başka bir sahnede de Muharrem, odasında zikir çekerken uyuyakalır ve yine erotik bir rüya görür: Bir gökdelende cansız mankenlerle dolu bir dairededir. Pencerenin yanında rüyasında daha önce de gördüğü kız vardır. Doğruca ona gider ve ilişkiye girer. Filmde provakatif bir şekilde zikir ve seks sahneleri peş peşe verilmektedir.

Senaryodaki bir diğer problemli husus da Muharremin her ihtilam oluşunda bunalıma girmesidir. Hâlbuki bekâr bir insanın ihtilâm olması kadar normal bir şey yoktur ve dinen de bu bir günah değildir. Uzun yıllar dergâhta eğitim alan Muharremin bu rüyadan dolayı tevbe etmesine gerek olmadığını bilmesi gerekir. Dolayısıyla burada bir mantık hatası ya da art niyet bulunmaktadır.

Muharrem önceleri kendi imkânlarıyla kiraları toplamaya gider, fatura yatırmak için sıraya girer. Fakat dünyevi işlere girdikçe değerlerinden tavizler vermeye başlar. Önce şeyh tarafından kendisine araba, laptop, saat, takım elbise vb. hediye edilir. Sonra vaktin değerli denilerek fatura için sıra beklememesi, müdüre gidip işi halletmesi bizzat dergâh tarafından istenir. Yani kul hakkına girmesine sebep olan dini otoritenin kendisidir. Muharrem kiraları toplarken bikinili cansız mankenler görür, gözü takılır. Ayrıca ilk zamanlar hesapları yaparken de çok zorlanır. Halbuki burada da mantık açısından bir boşluk bulunmaktadır. Çünkü Sultanhamam’da yıllarca esnaflık yapmış, en azından İstanbul gibi bir şehirde yaşamış birinin bu durumlara alışkın olması gerekir. Bu konuda da senaryo art niyeti ortaya koyma adına tutarsızlığa düşmüştür.

Bir sahnede Muharrem bir marketten kirayı alıp çıkarken kamera marketten yükselip marketin üzerindeki camiye odaklanır. Böylece manevi değerlerin maddi unsurlar üzerinde yükseldiği tezi sembolleştirilir. Filmin ortaya koymak istediği düşüncelerden biri de budur. Dergâh ayakta kalabilmek için kira gelirlerine muhtaçtır ve bunun için de her şey mübah görülmektedir. Şeyh ve Rauf bu nedenle gündüz vakti içki içen kiracının çıkarılmasını istemezler. Çünkü adam kirayı düzenli ödemektedir. İçki içen kiracı “Belediyeden geldiler, burası kaçakmış” deyince Muharrem “Hallederiz” cevabını verir ve bir tomar parayı alıp cebine koyar. Bu sahneden sonra dergâh yemekhanesini görürüz. Burada verilmek istenen mesaj da dergahta yenilen yemeklerin kaçak binadan elde edilen haram lokma olduğudur. Rauf, Muharremin sıra beklemesine de faturaların bankadan otomatik ödenmesine de karşıdır. “Bankalar parayı bir gün sonra yatırıp bizim sırtımızdan faizle para kazanıyorlar” der. Ama Muharrem’in sıra beklemediği için kul hakkına girdiğini düşünmez. İçki içen kiracı için ise “günahı kendi boynuna, kirayı günü gününe veriyor” der. Böyle sahnelerle dindarların sosyal hayat içerisinde çelişkilerle dolu bir dünyaları olduğu ifade edilmektedir.

Muharrem belediye başkanının yanına gider ve kaçak yapı sorununu halleder. Yine haram bir yolla işini halletmiştir. İçkici kiracıyı da dükkândan çıkarır. Bu sefer fakir bir kiracıyla da karşılaşır. Adam hastadır, kadın da çocuklarına bakmak zorunda olduğu için evden çıkamamaktadır. Kirayı ödemeye güçleri yetmez. Muharrem durumu şeyhe bildirerek kira alınmamasını talep eder. Fakat şeyh onu ikileme düşürecek bir cevap verir: Şeyh: “Kira almak lâzım değilse alma. Ama o kira yüzünden buradan bir talebe gidecekse onu sen seç.” Şeyh bu cevabı ile itici bir karakter çizmeye devam etmektedir. Ayrıca şeyh beden dili bakımından da din adamında bulunması gereken tevazuya aykırı bir görüntü çizmektedir. Şeyhin başı daima yukarı doğru kalkıktır. Genellikle diğerlerine göre yüksek bir koltukta oturmakta, yanında oturanlara dönmeden konuşmaktadır.[3] Bu ise sünnete aykırıdır ve bir şeyh böyle bir hatayı işlemez.

Filmin zikir sahnelerinde de itici bir tablo çizilmektedir. Şeyh zikre katılmamakta, koltuğunda oturup zikri en yakın adamı Rauf’a yaptırmaktadır. Abartılı bir şekilde sağa sola sallanmalar, cemaatin zevksiz çırpınışları, Rauf’un zikrin ortasında ellerinin çırparak hoplayıp zıplaması çok sevimsiz manzaralar ortaya çıkarmaktadır. Zikir sahnelerinde alaycı bir tavır kolayca hissedilmektedir. Bunu Kurtlar Vadisi Irak filminde çok güzel örneği bulunan zikir sahnesi ve şeyh karakteriyle karşılaştırarak anlamak daha kolaydır.

Muharremin işleri tamamen devraldığı günlerde yanına bir müteahhit gelir. Çuval almak istediğini söyler. Ama asıl amacı Muharrem’in Belediyedeki (Belediyenin Sultanbeyli belediyesi olması da manidardır) nüfuzundan faydalanmaktır. Muharrem müteahhite 3 milyarlık malı yanlışlıkla 9 milyar diye söyler. Sonra da –her nedense- düzeltemez. Müteahhit de hiç pazarlık yapmadan parayı verir. Muharrem patronuna 9 milyarlık fatura lazımmış ben de 7 milyara sattım, fazla söyledim deyince; Patron: “İyi iyi uzatma işte. Muharrem, ticaret bu. Kitapta bile yeri var. Müslümanlıkta fırsatları değerlendireceksin. Üstelik fitremizi, zekâtımızı da kuruşu kuruşuna ödüyoruz. Ne kazandımsa helalimdir.” der. sonra da Muharremin peşin para aldığını görünce “ya bu vakıf işleri sadece kalbi değil kafayı da açtı” diye ekler. Burada da yine dindar bir tüccarın dinî değerlerine aykırı davranacağı, sosyal hayat içerisinde dini değerlerine uygun bir tavrı sürdüremeyeceği fikri işlenmektedir.

Bundan sonra Muharrem hem gördüğü rüyaların hem de birçok yalan söyleyip haram para kazanmanın etkisiyle bunalıma girer ve şeyhle görüşmek ister. Halbuki şeyh halvete girmiştir. 40 gün onunla görüşmesi mümkün değildir. Muharrem sabırla şeyhi beklemeye çalışır.

Muharrem dükkana alınan Kosovalı çırağın Kosova’daki savaş için para toplamasına kızar ve aralarında şöyle bir konuşma geçer:
Muharrem: Senin ülken burası, bayrağın da Türk bayrağı. Ben sizin savaşınız için çok dua ettim.
Muhittin: Duayla olmuyor abi.
Muharrem: Sus. Dinden çıkma. Ölülere rahmet, hastalara şifa dileyecen, kimden? Ondan, yaratandan, Allah’tan.
Muhittin: Ufacık çocuklar ölüverdiler abi. Kaçının çığlıkları var kulaklarımda bir bilsen. Hepsi de Allah’tan yardım istediler. Kendi kanımızla yüzlerimizi yıkadılar. Neredeydi? Muharrem bundan sonra genci tokatlamaya başlar. Birkaç tokattan sonra sakinleşir ve: Muharrem: Günahın çirkin olmayan tek yanı tövbe etmektir. Tövbe et… Sonu (ahireti, ölümü) bilmek yeter sandım. Yaradan’ın korkusu beni düzene sokar sandım. Ben sadece iyi bir insan olmak istedim. Onun istediklerini yaparsan hem bu dünyada iyi bir insan olursun hem de öbür dünyada rahat edersin. Ama olmadı, olmuyor.
Bu sahnelerde açıkça bir inanç problemi bulunmaktadır. Marksist olduğunu itiraf eden yönetmen ve senarist burada Muhittin ve Muharremin ağzından kendi inançlarını –daha doğrusu inançsızlıklarını- dile getirmektedirler. Burada Allah’a dua etmenin anlamsız olduğu, Allah korkusunun, Allah’ın emirlerine uymanın kişiyi iyi bir insan olmaya götüremeyeceği vurgulanmaktadır.

Müteahhit Erol başka arkadaşlarını da getirerek onların da çuval almak istediklerini söyler. Muharrem ise aynı fiyattan onlara da mal satmak zorunda kalır. Gittikçe harama daha çok dalar. Dükkandan çıkıp sokaklarda dolaşmaya başlar. O sırada rüyalarında gördüğü kıza rast gelir. Onu takip eder ve o kızın şeyhin kızı olduğunu öğrenir. Senariste göre Muharremin rüyalarına giren kız; şeyhin kızı ve şeytanla aynı kişidir.[4] Bundan sonra Muharrem iyice akli dengesini kaybeder. Bağırarak koşmaya, kendini yerlere atmaya başlar. Filmin sonunda Muharremi yatağa bağlı halde görürüz. Bakımıyla da daha önceden evlenmeyi reddettiği şeyhin kızı olan eşi ilgilenmektedir.
Muharremin “tarikata bağlılığını ifade etmek için” evlenmeyi reddetmesi de Müslüman anlayışı ile çelişmektedir. İslâm’da ruhban sınıfı yoktur. Muharremin evlenmesi hizmetine engel değildir. Nitekim şeyhin kendisi de evlidir.

Kur’an’dan bir âyetle başlayan filmin Nazım Hikmet’ten bir şiirle bitmesi de manidardır.
Çok alametler belirdi vakit tamamdır.
Haram helal oldu, helal haramdır
Kendi kendimizle yarışmaktayız gülüm
Ya ölü yıldızlara götüreceğiz hayatı
Ya da dünyamıza inecek ölüm.

Takva, dindar insanların sosyal hayat içerisinde dindarlıklarıyla var olamayacakları, İslam’ın çağımızda yaşanabilecek bir din olmadığı tezini ustalıkla savunan bir filmdir. Adı Takva olmasına rağmen filmde takva ile ilgili herhangi bir davranış görülmemektedir. Yeşilçam klişelerini kullanmasa bile oluşturduğu bütün dindar karakterler itici tiplerdir. Şeyh de Rauf da Muharrem de gerçek hayatta karşılığı bulunmayan sahte karakterlerdir. Filmin baştan sona vermek istediği mesaj gâyet açıktır:  Bir Müslüman takvalı olmak istiyorsa kabuğuna çekilecek, evinden çıkmayacak. Sosyal hayatın içine girerse içindeki bastırılmış duygular açığa çıkar. O da diğer insanlar gibi çalıp çırpmaya, kadın düşkünü olmaya, insanları kandırmaya başlar. Bir insan hem takvalı hem de sosyal hayatın içinde olamaz. Bunu yapmaya çalışırsa da meczup olur çıkar.
Aslında filmin yönetmeni Özer Kızıltan, ne yapmak istediklerini bir röportajda –sanki bilimsel bir deney yapıp nesnel sonuçlara ulaşacakmış gibi- şu cümleyle ortaya koymaktadır: “Bizim derdimiz, saf manevi bir yaşam mümkün müdür sorusuna yanıt aramaya çalışmaktı.” Bu cümlenin kendisi bile, film yapımcılarının nasıl bir zihniyetten hareket ettiklerini ele vermesi açısından manidardır. Yönetmen Kızıltan’ın sözlerinin devamında: “Maalesef Muharrem karakteri bunu [saf manevi yaşamı] başaramadı.”[5]  demektedir.
“Filmin, inanan insanın günümüzdeki açmazlarını anlatıyor şeklinde algılanmasını isterim. Hepimiz öyle düşünüyoruz.”[6]  diyen senarist, görmek istedikleri açmazları senaryoya serpiştirmiştir.

Filme göre Müslüman işine gediği zaman kul hakkı dinlemez, insanların sırasını gasp eder. Para söz konusu olunca kirasını ödeyen içkici kiracıyı fakir dindar Müslüman kardeşine tercih eder. Sosyal hayatın içindeki Müslüman merhametsizdir. Fakire yardım etmez, zulme uğrayan (filmde Kosova) kardeşiyle ilgilenmez. Tek derdi cebinin dolmasıdır.


Takva, Türk toplumunun gelişmesi ve Batılılaşmasında İslâm’ı bir engel olarak gören oryantalist söylem ile kapitalist sosyal ilişkiler sonucu dinden uzaklaşmanın ve ruhsal bunalımın ortaya çıkacağını savunan oksidentalist (Batı üzerine söylem üretme) söylemin sınırları içerisinde kalmaktadır. Alternatif bir söylem geliştirecek bir dil kuramayarak doğuya ait önceki temsilleri desteklemektedir.[7] 
 

[1] http://www.becerikli.net/showthread.php?t=60766 ; Erişim: 19.10.2009
[2] İhsan Kabil, http://yenisinemacilar.blogspot.com/ ; Erişim: 19.10.2009
[3] Dilek İmançer, “Türk Sinemasında İslâm’ın Temsili: Takva”, Seyide Parsa (Ed.), Film Çözümlemeleri içinde (37-66), Multilingual Yayıncılık, İstanbul 2008, s. 52
[4] http://yenisinemacilar.blogspot.com/ ; Erişim: 19.10.2009
[5] Hilmi Orhan, “Takva”, www.zaferdergisi.com ; Erişim: 09.12.2006.
[6] “Takva’daki inanç Açmazı”, www.radikal.com.tr ; Erişim: 09.12.2006.
[7] Dilek İmançer, age, s. 64-65.